Enter your keyword

Algılardaki realite

Algılardaki realite

Algılardaki realite beynin sığasından gelen bilgi yığınıdır. İnsan düşünür, duygulanır, algılar alır duyumlanır. Düşünce olmadan yaşanabilir mi? İnsan düşünen bir varlıktır diyebilirken insan aynı zamanda hisseden bir varlık da denmesi gerekmez miydi? Duyguları vardır. Hisleri vardır. Ve beyin nasıl düşünür ise Kalpte hisseder. Sezgisel bir özelliği vardır.

Bir insan önce 5 algı sistemine uygun duyum almalı ki (alıcı reseptörlerle) bu duyuma dayalı bir duygu oluşsun. Bu, dışarıdan gelen veriye karşılık vicdanı harekete geçirir. Böylece duyumla duygulanıp düşünebilsin. Sonra da duyumlanıp duygulandığı ve düşündüğü ne ise ondan haz alabilsin.

Duyumlarla, duygularla, düşüncelerle beyin dnalarındaki sarmal boşluklarında oluşan hafıza boyutlarına sığalanan o kadar çok kayıt olur ki öz farkındalık buna oranca çok az yoğunlaşabilir.

Biriktirilen kayıtların çokluğu beyni de mütemadiyen aynı olgu bütünselliklerine uygun çalışmaya sevk edecektir.

Örnekle; biri konuşurken onu nasıl dinlediğine bir bakmalı. O esnada içeride acaba neler oluyor? Biri konuşurken, konuya dayalı olarak beyinde sığalanmış her bilgi hücre çekirdeğinin dış yüzeyine çıkar. Bu durum, ‘kıyas mantığı’ olarak da tanımlanabilir. Konu hakkındaki her bilgi, zihin aracılığıyla mütemadiyen kıyaslanır. Varlık, karşısındaki insanın konuşmasını dinleyemez, sadece konuya-sohbete uygun her bilgiyi o esnada kendi düşünce boyutuna indiriverip, mantık prosedür kayıtlarını güncel kılmaya devam eder. Duyduğu ses ancak kendi düşüne boyutunun sesi olabilir ve artık o ses o kadar gürültülü bir hal alır ki YORUM denilen durumu ortaya çıkarır. Bir insanı dinlerken anladığımızı sandığımız şey, aslında kendi kaile alışımız, kendi mantık prosedür kayıtlarımıza ve yorumlarımız ile oluşmuştur. YORUM, çarpıtılmaya mahkumdur. Zaten yorumun kendisi bir çarpıtmadır ve hatta dejenerasyondur.

Düşüncede saflık, bir şey her ne ise onun olduğu gibi olmasıdır. Düşünsel aksiyon bu saflığın örtüsüdür.

Varlık birini dinlerken o konu hakkında kendi kaile alışları ile o an mukayese eder, kendi bildikleri ile kıyaslar aynı anda sonuçları da doğurur ve yorumlar. Hatta hüküm koyar. Aslında sırf kendi gürültüsünü dinlemektedir. Kalben dinlemek, saf bilgiyi çarpıtmamaktır, varlığın kendi kaile alışlarına uygun bilgi hazinesiyle mukayese etmemektir. Üzerinde yorum yapmamaktır.

Zihin an be an geçmiş ile geçmişte oluşmuş prosedürler ile bağlantı kurar. Varlık bunun farkında olmadan hareket eder. Otomasyon bilinci ile robotik bir davranış sergiler. Bu, insanlarda maalesef ki binyılların karmik tortularından gelen bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Yorum her şeyi değiştirir, çarpıtır, dejenere eder. Kalpte yaşayan, duyduklarını, dinlediklerini, saf bilgiyi kendi kaile alışları ile çarpıtıp, yorumlamaz.

Bir nesneye güzel ve çirkin diye bir ifade kullanıldığında ona bir anlam yüklenmiş olur. Bu yüklemle varlığın kendi bakış açısı yansıtılır, yüklenen mana ne ise bilgisayar hard diski gibi beyne kayıtlanır. Ve gelecekte kullanılabilecek bir deneyim olarak haznede yerini alır. Gelecekte o şey yani o deneyim ne ise onun hakkında, o nesne hakkında geçmişte kayıtlanan bilgi tekrar güncellenerek yüzeye çıkar. Mukayese mantığı da buradan gelir.

Düşüncenin ötesinde sessizlikte, safça sadece ‘’olma hali’’ vardır. Olan, olduran kalpte yaşayan ve hissedendir.

Sibel Sıvacı